Steve Ekvatordan ayrıldıktan sonra ben başken Kito’da bir kaç gün daha geçirip doğa harikası Glapagos adalarını en iyi nasıl keşfedebileceğimin yollarını araştırmaya karar verdim.
Dünya’da çok iyi korunan doğa harikalarından biri olan ada özel bir statüye sahip ve Ekvatorun diğer bölgelerinin aksine pahallı bir seyahat olmasıyla meşhur bir bölge. Öğrendiğim kadarıyla adaları keşfetmenin en iyi yolu en az 7 gecelik yat gezisi fakat bu benim bütçemin çok üstünde olacağı için hiç düşünmedim bile ayrıca o kadar uzun bir süre bir gemide takılı kalma fikri hiç sıcak gelmedi bana.
Bunun yerine ben hiç plan yapmadan gidiş dönüş uçak bileti alıp ne yapacağıma adada karar vermeyi seçtim. Son aylarda plansız programsız seyahat edip muhteşem insanlarla karşılaştığım için artık böyle seyahatlerin mükemmel deneyimlere döneceği konusunda oldukça iyimserim. Bence plansız seyahat etmek sizi başka insanların cömertliklerine ve önerilerine daha da açık yapıyor zaten.
TEKNE TURU
İşte böyle plansız bir planla havaalanının yolunu tuttum. Uçakta tanıştığım Stefané adlı Lüxemburglu pilot bir süre Türkiyede çalışmış, hava alanında konuşmaya başladık ve uçak boyunca hep sohbet ettik. Benim aksime gayet planlı bir yolcu olduğu için arkadaşları ona taksisini bile önceden ayarlamışlar. Nasılsa takside yer var ben seni merkeze kadar bırakayım diye teklif edince severek kabul ettim. Akşam yemekte arkadaşları Pablo, Suzie ve Benedik ile tanıştım. Pablo yarı Ekvatorlu olduğu için tüm detayları planlamak onun işiydi; yemekte bana 3 günlük tur yapacakları teknede en az bir kişilik daha yer olacağını söyledi. Sonra acentayı aradı ve bu bilgiyi teyit etti. Ben nasılsa böyle kısa bir seyahate çıkacaktım, fiyat ve program uygun olunca hemen evet dedim ! Ertesi sabah 6’da daha tam açamadığım bavulumu geri kapatıp grupla birlikte teknenin bizi alacağı hava alanına doğru geri gittik.
3 gün boyunca bir sürü adaları ziyaret ettik bunlar arasında Santa Fe, North Seymour, South Plaza, Sea lion and kicker rock adaları vardı. Yolculuğa başlamamızdan saatler sonra ilk ziyaret ettiğimiz adada Iguana ve deniz aslanlarıyla tanıştım. Deniz aslanlarını Punta Arenasda penguenleri ziyaret ettiğimiz ada yolculuğu sırasında görmüştüm ama onlara korkmadan bu kadar yakın olabileceğimi bilmiyordum.




Beni büyüleyen bir hayvan da hayatımda ilk kez gördüğüm iguanalar oldu. Kocaman kertenkeleler olarak tanımlayabileceğim bu hayvanlar rengarenk ve etraflarındaki insanlardan, trafikten hiç etkilenmez bir halde kaya üstünde, sahilde, yol kenarında her yerde yayılıp kalıyorlar. İlk defa uyuyan iguana gördüğümde ölü sanmıştım ve gözlerini açınca çığlık attım heyecandan! Uyurken gerçekten ölü gibi görünüyorlar.
Deniz aslanları ve iguanalar dışında adalara özgü iklimde yaşayan başta olmak üzere bir sürü kuş çeşidiyle tanıştım. Bunların başında mavi ayaklı booby adlı kuşlar.








Günlerimizin çoğu ziyaret ettiğimiz adalarda kısa yürüyüşlerle ve yüzerek geçti. Tekne turu sonuç olarak çok keyifli geçti, 14 yolcu çok iyi anlaştık ve çok keyifli zaman geçirdik.
Alışamadığım tek şey aşırı dalgalı denizde yol alan teknede bu kadar uzun yoluluk yapmaktı. İlk gece çok kustum dalgalardan dolayı ve teknede çalışanlardan birisi bana tüm gece hasta bakıcılığı yaptı. Hiç tanımadığınız birinden böyle bir iyilik görmek çok mutlu etti beni ama geri kalan tüm günlerde bulantı hapı almayı tercih ettim.
PUERTO AYURA & KAPLUMBAĞA SAHİLİNDE KOŞU
Eğer Baltra adasına uçarak ulaştıysanız adalara, kalacağınız yer Santa Cruz adası olucaktır (Puerta Ayura). Ben 3/4 gün geçirdim burada fakat daha uzun süre bile kalabilirsiniz çünkü gezecek çok yer var. Ayrıca bir çok adaya sadece buradan ulaşıyorsunuz. Benim en sevdiğim yerler koşarak gidip geldiğim kaplumbağa sahili olmak üzere adadaki sahiller, akşamları muhteşem açık hava restoranlarına dönüşen balık pazarı ve Charles Darwin’in araştırmalarını yaptığı laboratuarı içeren merkezdi.
Darwin merkezinde tek hayal kırıklığım buraya ayrılmış alanın, özellikle korunan hayvan ve bitkilere ayrılan alanın beklediğimden küçük olmasıydı.
Tekne gezisinden hemen sonra Puerto Ayuraya döndüğümde ayaklarım kısa da olsa koşmak için isyan ediyorlardı. Çantalarımı bırakıp koşu ayakkabılarımı giyindim ve Pablonun önermiş olduğu kafede taze böğürtlen suyu içtim. Öğleden sonra olmasına rağmen hava çok sıcaktı ve koşmaya başlar başlamaz plaja koşarak gitmeyi seçen tek kişinin ben olduğunu farkettim. Tabiki bu durumlar ve etrafımdakilerin garipseyen bakışları artık beni şaşırtmıyor. Kasabanın içinden hızlıca koşarak sahile giden yokuşun merdivenlerini tırmandım ve kendimi ağaçlar arasında arnavut kaldırım taşlı uzun ve dar bir yolda buldum. Çok inişli çıkışlıydı ve kısa olduğunu zannettiğim bu yolda her yokuşta ‘bu sondur’ derken yeni bir tane daha gördüm. Nihayet yol bitti ve kendimi rüya gibi bir sahide buldum: altın gibi kum, mavi gökyüzü, açık mavi deniz, palmiye ağaçları ve serin bir esinti. Ayakkabılarımı çıkarıp okyanusa doğru ve sonra da suyun içinde koşmaya devam ettim. Suyun direnci bile durdurmadı beni ve severek sahilin sonundaki kayalara kadar koştum.
Burada koşu saatimi durdurup iguanaların ve yemek avlayan pelikanların olduğu yerleri dolaştım. Kayalıkların arkasında küçük bir sahil vardı orada da nefes burusuyla deniz altını izleyerek yüzen yarasında dolaşıp manzarayı seyrettim.
Bir saat kadar sonra aynı yolu sırasıyla su, kum ve yokuşlu patikadan geri koşarak otele geri döndüm. Teknede tanıştığım arkadaşım Helena da kasabadaydı akşama onunla buluşup balıkçıların olduğu açık hava restoranında çok keyili bir yemek yedik.
ISABELLA ADASI VE SIERRA VOLKANINDAN BAŞLAYAN KOŞU
Isabella adasında sahilden uzak merkeze yakın ucuz bir yerde kalmayı planladım önce fakat sahile doğru yürüyüp oranın güzelliğini görünce başka hiçbir yerde kalmak istemedim. Sahil boyundaki bir kaç otele gidip fiyat sordum, birinde burnu havada bir çalışan bana merkeze geri gitmemi önerdi ama ben tabiki dinlemedim. Sonunda kendimi çok güzel bir butik otelin önünde buldum ve sorumlu kişi hemen denize bakan bir oda var o da nasılsa boş kalıcak ne kadar istersen öde dedi. Tam hayal ettiğim gibi bir yerdi.
Adadaki tüm zamanımı hiç bir şey yapmadan burada geçirebilirdim ama koşulması gereken yollar ve keşfedilmesi gereken yerler beni bekliyordu. Sadece iki aktivite yapmayı seçtim: Sierra Negra volkanını görüp orada koşmak ve ‘Tünneller’ adlı lavalardan oluşmuş adacıkları ziyaret edip orada kaplumbağalarla yüzmek.
Öncelikle volkan dağına tırmanmak istedim ama bunun için tüm gün bir grup turuna katılmak ya da yanınızda rehber almak gerekiyordu. Birincisi için zaman yoktu ikinci de gereksiz pahallıydı. Ben de bir taksiyle volkan dağına kadar gidip oradan geri koşmaya karar verdim bu mesafe yaklaşık 30 km idi. Resepsiyondaki kıza planımı anlattım ama çok endişelendi ve müdürünü de çağırdı bana bir de ingilizce anlatsın mesafenin zor ve uzun olduğunu diye. Sonunda onları taksi çağırmaya ikna ettim ama taksi şöförü de yine endişeliydi. Kendisi de koşucuymuş, mesafe çok uzun karanlığa kalırsın, tehlikeli dedi ve istersem beni bekleyeceğini ve hava kararana kadar ne kadar koştuysam oradan alabileceğini söyledi. Bu plan benim aklıma yattı ve karanlığa kalır mıyım stresinden de kurtulmuş oldum. ü
Volkanın bulunduğu koruma alanının girişine geldiğimizde bu kadar yakın olmama rağmen bu dağı yakından göremediğime üzüldüm ama koşmaya başladıktan biraz sonra artık çok iyi bildiğim mutluluk hissiyle doğru kararı vermiş olduğumu anladım.
Koşunun ilk 5 km’si toprak yoldaydı etrafta atlar ve bir de hala hiç alışamadığım köpekler vardı. Güney amerikada bir sürü sokak köpeği gördüğüm için onlara alışsam da havlayarak bana doğru koşmalarına hala alışamadım! Toprak yol bittikten sonra yokuşlu, iki tarafı uzun yeşillik ve ağaçlarla kaplı asfalt bir yoldan koşmaya devam ettim. Arada bir şaşkınlıkla bana bakarak geçen araş sahipleri dışında kendimle başbaşa ve huzur içindeydim.
Yaklaşık 16 km’ye vardığımda taksi şöförü beni buldu fakat daha gün batımına çok zaman vardı ve yüzümdeki ifadeyi görünce bekliyorum merak etme deyip ilerde arabasını park etti. 21. kilometreye ulaştığımda yine yetişti bana ama bu sefer hiç protesto etmeden arabaya bindim. O içinde olmama aldırış etmedi ve benden daha mutluydu, yol üzerinde dev kaplumbağaların olduğu bir parkta ve bir de flamingoları görebileceğim bir gölün yanında kısaca durdu, otele vardığımızda para almak istemedi benden ama en azından gidiş ücretinin yarısını almasına ikna ettim. Duş alıp yorgun kaslarımı esnettikten sonra hemen yine sahilde bulduğum restorana gittim akşam yemeği için.
Ertesi gün de Tünnelleri ziyaret edip geri dönecektim.
Duyduğum kadarıyla yüksek aktivite seviyesi yüzünden volkan Sierra Negra yakın zamanda ziyarete tamamen kapanmış. Belki ziyaret edemeyeceğim fikri beni üzdü ama ben koşmakla doğru seçimi yaptığımı hissediyorum. Bir gün mutlaka ziyaret etmek isterim ve kim bilir belki yine aynı yoldan koşarım…
FLORENA ADASI VE ILK YERLİLERİN MAĞARALARINDAN YAPTIĞIM KOŞU
Son olarak ziyaret ettiğim ada Galapagos’un ilk yerlilerinin yaşadıkları mağaralara ev sahipliği yapan ve gizemli bir tarihe sahip olan Isla Florena idi. Ada’da yaşayan ilk ailelerden olan Herr ve Margaret Wittmer 1930’larda Nazi Almanyasından kaçıp, sağlık sorunları olan oğullarına da ada’da yaşamak iyi gelir düşüncesiyle buraya taşınmış, mağaralardan kendilerine tam bir ev ortamı yaratmış ve ailelerini büyütmüşler burada. Ada’da yalnız yaşayan bu aileyi kendi gözleriyle görmek ve tanımak isteyen Vernon Lenge adlı bir asker adaya inme kolaylığı olan bir uçakla yakın bir adadan gelip aileyi ziyaret ediyor. Aile’nin burayı kendilerine nasıl da bir eve dönüştürdüklerini, Margaret Wittmer’in adada doğum yapışına ve kör olan oğullarının tek başına adada dolaşmasına hayretini, resimler de içeren şu makalede çok güzel anlatıyor: http://www.galapagos.to/TEXTS/LANGE.HTM
Ben de adaya varınca bu ailenin torunu Erica Gracia Wittmer’in işlettiği otelde kalmak istedim. Bir Türk misafir ağırladığı için çok sevinen Erika mutlaka bir gün İstanbul’a gitmek istiyor. Otelin tek misafiri bendim ve bana çok keyifli bir kahvaltı hazırladı ve yıllardır tuttukları, her misafirin imzaladığı defteri gösterip benim de imzalamamı istedi. Yıllar boyu ziyaret eden turistler, ünlü ünsüz kaşiflerin el yazılarını okumak çok mutlu etti beni.
Malesef Galapagos adalarında çektiğim resimleri de içeren kameramı kaybettim ama telefonumda olan resimleri paylaşıyorum burada. Bir gün gidip tekrar çekmek istiyorum o resimleri. Ada’da sadece bir gece kalacağım için her yeri keşfetmeye zamanım yoktu ama bu hikayeleri dinleyince mağaraların da bulunduğu Asilo de La Paz’a gitmeye karar verdim.
Adadaki çok az sayıda yerlinin tek toplu taşıma aracı olan, Chiva kamyondan çevirme bir otobüs günün belli saatlerinde merkezden kalkıp buraya kadar gidiyor. Ben son Chiva yı 3’te yakalayıp mağaraları ve bahçeleri de içeren ve adanın muhteşem manzaralarını tepeden göreceğiniz Asilo de La Paz’a geldim. Bu kocaman alanda gezen tek kişi olduğumdan mı, okuduğum hikayelerden mi yoksa mağara ve labirentlerin de gizeminden mi bilmiyorum ama biraz tüylerim ürpererek gezdim 1 saat kadar. Bahçelerden birinde korunan dev kaplumbağa ailesi keyiflerinden memnun önlerine bırakılmış bitkileri iştahla yedikleri yemekten ve ben yanlarındayken oralı bile olmadılar.
Otele son Chiva’yla değil koşarak dönmeye karar verdim ve çıkışta kalkış saatini bekleyen şöförle kısaca sohbet edip koşmaya başladım. Sessiz adada tek başına koşmanın verdiği sessizliği hemen farkettim ama mağaraları gezerken hissettiğim o ürpertici hissi attım en azından ve manzaranın da keyfine dalıp yokuşlu yoldan koşarak otele vardım.
Neticede Galapagous adaları benim için unutulmaz bir seyahat oldu. Kısa tekne gezisini kısa ziyaretlerle birleştirmek de bir sürü yeri küçük bütçeyle görmemi sağladı fakat eğer bir daha gitme fırsatım olursa her adaya çok daha fazla zaman ayırmak gerektiğini anladım zira her gittiğim yerde görmediğim bir sürü şey var hala.
Bütçe konusunda bence adaları az bütçeyle gezmek mümkün, konuştuğum bazı gençler yiyeceklerini de götürüp mutfağı olan hostellerde kalarak çok az para harcadıklarını anlattılar. Ben buna bir de mesafeler arasında yürüyüp bisiklet binmeyi eklemek istiyorum çünkü bir çok adada taksiler çok pahallı.
Buralara gelme şansına sahip olduğum için minnettarım ve bu seyahatim boyunca gördüğüm bir çok yer gibi Galapagos adalarına da yakında dönebilmeyi ümit ediyorum.
Son kısa bir not, Galapagos başta olmak üzere bir çok ülkede nerede koşabileceğim fikri hep Güney Amerikayı avucunun içi gibi iyi bilen sevgili arkadaşım İsabelle’den geliyor. Beni süper-kadın olarak gördüğü kesin yoksa böyle sıcaklarda yokuşlu yollarda rastgele 30 km koşmayı başka kimse önermez. Benim biraz deli olduğumu biliyor ama kendisi de öyle bir ruha sahip. Kocaman sevgiler Isabelle!!