Ölüm yolunda bisiklet ve koşu turundan sonra planım Titikaka gölü üstündeki Copacabana adasına gitmek ve çevredeki küçük adalardan birinde kalmaktı. Bir kaç gün önce bir turda tanıştığım arkadaşım Matthias da aynı yerlere gidiyordu ve aynı otobüse binip bir kaç gün birlikte seyahat etmeye karar verdik.
Başkent La Paz’dan Copacabana’ya yolculuk otobusle 4 saat sürüyor. Yolun yarısında adaya yolcular otobüsten inip 10 dk süren bir tekne yolculuğu ile otobüsler de de daha geniş teknelerle göldeki en büyük bu adaya geçiyor. Sonra tekrar otobüse binip kasaba merkezine kadar yol devam ediyor.
Copacabana’nın içinde yapacak çok fazla şey yok ama Titikaka’nin Bolivyaya ait kısmındaki adaları keşfetmek isteyenler için zorunlu bir nokta. Fakat gölün muhteşem görüntüsü Copacabana’dan harika.
Titikaka gölünün yanıbaşında durduğunuzda kendinizi küçük bir sahil kasabasında zannedebilirsiniz fakat bu göl deniz seviyesinde değil, 3800 metreyi aşkın bir yükseklikte! Kasabayı tepeden görmek için tırmanmanız gereken Cerro Calvario anıt tepesine çıkarken deniz seviyesinden binlerce metre yüksekte olduğunuzu unutmuşsanız bile hatırlıyorsunuz! Arkadaşım Matthias hem dağcı hem de yüksekliğe alışmasını kolaylaştıran bir genetik duruma sahip, bense maraton aşkıyla hep formdayım ve dağlarda geçirdiğim bir kaç ay sayesinde kanımda yeteri kadar kırmızı hücre oluştuğu için yolumuza çıkan ziyaretçilerin hepsini geçerek keyifle tepeye varıyoruz.
Cerro Calvario Hrıstiyanlar için kutsal bir yer ve Christmas kutlamasının arifesi olduğu için yerel halk buraya tırmanıp dua eder. Fakat Hrıstiyan ya da dindar olmasanız da yine tırmanmaya değer bir tepe çünkü buradan gölün ve kasabanın muhteşem manzarasını görüyorsunuz.
Konştuğum bir genç yavru köpeğini tutmama izin veriyor. O kadar küçük ve sıcak ki gönülsüzce geri veriyorum köpeği bir süre sonra:
Dönüşte hızlı bir öğlen yemeği yiyip bizi Güneş adasına götürecek tekneye biniyoruz. Güneş adasın motorlu taşılara izin verilmediği için doğası çok iyi korunan cennet gibi görünüyor resimlerden. Inka kalıntılarını ziyaret etme ve adayı bir uçtan bir uca koşma fikri de eklenince heyecanımı kontrol etmem mümkün değil. Bir saatlik tekne yolculuğumuz çok keyifli çünkü teknenin üst kısmında oturuyoruz ve Arjantin’li bir grup genç ellerinde gitarla muhteşem şarkılar çalıyorlar yol boyunca ve hepimiz onlara katılıyoruz bir süre sonra ben istek bile veriyorum!
Tekneden iner inmez sanki zamanın onlarca yıl evvel durduğu bu adada bizi gülümseyen köylüler ve bir sürü eşekler ve lamalar karşılıyor!
Yakında bir kafede oturup hem adanın havasını soluklamak hem de yürüyüş/koşu yolunu planlamak istiyoruz. Işte burada kötü haberi alıyoruz: Adanın güney ve kuzey kısmında yaşayanlar arasındaki bir anlaşmazlık yüzünden sadece üçte biri kadar bir alanıyla sınırlı kalmamız gerekiyor ve işaretlenen kısımlardan ileriye geçmemiz yasak!
Anlaşmazlığın sebebi ve neden adanın tamamını turist olarak göremeyeceğimize dair tüm sorularımız cevapsız kalınca biz de cevabı internetten araştırdık: Anladığım kadarıyla bulunduğumuz güney kısmındaki köylüler, bir toprak anlaşmazlığı yüzünden, gelen turizmi kuzey kısmıyla paylaşmak istemiyorlar. Kuzeyde inşa edilen bir binayı ateşe verdikleri gibi gelen turistleri de asıl tarihi kalıntılar ve müzelerle dolu bu kısma sokmuyorlar dolayısıyla kuzeyliler turizm gelirinden tamamen mahrum.
Bu kadar güzel bir adada bu seviyede bir anlaşmazlık olmazı çok üzücü. Beni üzen diğer konu da adayı boydan boya koşma planlarımın suya düşmüş olması.
Madem buradayız, elimizdeki zamanın çoğunu keyifle geçirelim diyerek kalacağımız Estancia Eco Lodge adlı otele yürümeye başlıyoruz. Yol üzerinde bir sürü lama, alpaca vs bir sürü hayvanlarla karşılaşıyoruz.
Tesadüf otel bir kaç yüz metre ötede bayraklarla işaretlenen yeni ‘sınır’a çok yakın. Otelelin bahçesine girdiğimiz an aldığımız kötü haberi tamamen unutmuş, ağzımız açık manzarayı izliyoruz. Otel odalarının her biri ayrı küçük bir ev gibi inşa edilmiş hepsi öndeki manzarayı hiç engelsiz görebiliyor. Tüm bahçeye insana huzur veren bir sessizlik hakim.
Akşam yemeğinde Titikaka gölünden taze balık var. Böyle güzden uzak bir adada Boliviya da değil de Michelin yıldızlı bir restorandaymış gibi hisseetmemek mümkün değil. Yemek sonrası başucunda oturabileceğimiz şömine ve bir sürü oyunlar var, İngilterede geçirdiğim yıllardan gözlemlediğim evde geçirlen Chrismas gibi bir hava var.
Ertesi sabah erken uyanıp ne kadar mesafe koşabileceğimi denemeye karar verince Matthias da katılıyor. Başlangıç kısım yokuş yukarı ve bir süre sonra anlıyoruz ki tüm yol yokuş yukarı/aşağı olduğu gibi sık sık kayalara tırmanıp bir kayadan diğerine de atlamak gerekiyor. Ben kafamda bu bir yürüş koşu değil diye karar verip 15 dakika süren kilometreleri kabul ediyorum.
Böyle zor bir yola girmiş olma sebebimiz ellerinde kırmızı bayraklarla turisleri engellemeye çalışan köylülerden uzaklaşıp, onlar görmeden acaba kuzey kısmına geçebilir miyiz merakı. Göl seviyesine indiğimizde ikinci kontrol noktasında bizi engelleyen kimse yok biz de sahildeki kayalıkların uzerinden sahil boyunca kuzeye doğru, yaramaz çocuklar edasıyla ilerliyoruz. Manzaramız her adımda daha da nefes kesen güzellikte. Fakat bir kaç kilometre sonra farkediyoruz ki tırmanacağımız kayalar daha da yükseliyor ve kayganlaşıyor.
Matthias haklı olarak geri dönmeyi önerince ben de kabul ediyorum bir yandan da telefon ya da fotoğraf makinamı yanıma alsaymışım diye kendi kendime söyleniyorum. Sırf bu manzarayı tekrar görmek ve resimlemek için bile olsa geri dönmeye değer.
Atladığımız kontrol noktasından geri yürüyoruz bu sefer köylüler var fakat ikimiz de koşarak geçtiğimiz için bizi hayranlıkla gözlemlemeyi seçip azarlamıyorlar. Yaklaşık iki saat sonra başladığımız yere döndüğümüzde saatim 9.5 km gösteriyor. Iki saat için kısa bir yol fakat tırmandığımız kayaları ve yokuşları, bir de ağzımız aşık manzarayı izlemek için duruşlarımızı hesaba katarsak çok hızlı.
Böyle maceralı bir sabahtan sonra çantalarımız hazırlayıp, bizi Copacabana’ya geri götürecek tekneye gitmeden önce keyifli ve tamamen hakkettiğimiz bir öğlen yemeği yiyoruz.
Ben kesin dönmeye kararlıyım ama adadaki problemin bitmesini beklemem gerektiğini biliyorum. Umarım ilgililer de bu güzel adanın huzuruna yakışmayan sorunu bir an evvel çözerler.
Bir sonraki durağım Titikaka gölünün Peru sınırlarındaki yüzen adalar.